Nisan 19, 2008 · Kategori: FIKIH

Alkollü Gazozları İçmek Câiz midir?

Besmele, hamdele, salat ve selam..

       Bundan sonra…

       Vehb b. Münebbih’in rivâyetine göre, Abdullah İbn-i Abbas, Ashâb’ı anlatırken, onların, dînî hususlarda zor konuştuklarını, hatta konuşamadıklarını, ama bunun, onların dilsiz olduk larından yahud konuşmayı bilmediklerinden ve bilgisizliklerinden  olmadığını, aksine onların belâğet ve fesâhatta ileri seviyelerde olduklarını, ancak bunun Allah korkusuna sahip olduk larından kaynaklandığını, söyler[1]

     Günümüzdeki yiğit müctehidlerde ise akıl almaz bir cüret ve anlaşılmaz bir cesaret var.

Her meseleye hazır fason cevapları stokta  beklemektedir. İmâm Mâlik gibi dağlar misâli büyük müctehidler, yirmi iki süâlden  ikisine cevâb verebilirlerken[2] mâşaellâh “yeni mücte hidler”imiz bir süâle yirmi küsür cevâb verebilmektedirler.

       Abdü’l Ğenî en-Nablûsî, “Îzâhu’d-Delâlât” isimli risâlesinde, büyük fakîh ve usûlcü İbn-i Nüceym’den,  O da, bir başka âlimden naklederek  şöyle diyor:

      “Meseleleri hakîkati üzere anlamak iki temel esâsı bilmeye muhtactır:

      Birincisi:

      Fakîhlerın  bir şeyi mutlak ifâde edib kayıdlandırmaması, çoğu kez, doğru anlayış sâhibi ve usûl ve furûa  mumâresesi (alışıklığı) olan kimselerin anlayacağı  kayıdlarla kayıdlıdır. Bunları açıklamamaları, ancak, mutehassis tâlibin/ilim arayanın  doğru anlamasına olan i’timâdlarındandır

      İkincisi:

      Bu meseleler, ictihadla alakalı  manaları anlaşılabilen meselelerdir. Onlardaki hükmü,  tam olarak bilmek, ancak, üzerlerinde bina edildikleri ve kendisinden çıkmış oldukları hükmü  bilmeğe bağlıdır. Aksi halde,  talibe, meseleler karışacak ve onlardaki yönü ve esâsı bilme mekten dolayı, zihni onlarda hayrete düşecektir. Kim, anlattığımız şu iki noktayı ihmâl eder se, hataya ve yanlışa düşer.”[3]

      “ Mâcin Müftî”, yani her meselede ruhsatları arayıp bulmayı huy haline getiren, “her bir mezhebden mubahları alıb tam bir fâsık olan”[4] bir kimse imamlarımız Ebû Hanîfe, Ebû Yûsuf ve Muhammad’e göre “sefih” (câhil ve beyinsiz) olduğundan hacredilir (fetvâ vermekten men edilir.)[5] Ya bunların ötesine geçen, yani “ ruhsat avcılığı”nı aşıp, cehâleti “hıyânet”e inkılâb edenlere, sözü edi len imam larımız ne derlerdi? Bu nu merak bile  etmiyorum. Zira, cevab besbelli….

      Meselemize gelecek olursak….

      İçinde alkol katılan gazoz türünden içecekler helâl midir?       

      Hayrettin Karaman Beyin, şu hususla alâkalı olarak neşrettiği “Gazlı İçecekler” başlıklı makalesindeki yazdıklarından bir kısmı:

     (Bir“Dince  pis olan nesne az suya veya az sıvı maddeye karış tığı zaman su ve sıvı pis olur; içilmez ve onunla dini temizlik yapılmaz. Çok suya pislik karıştığı zaman ise suyun rengi, tadı ve kokusundan biri, katışan pislik belli olacak şekilde değişmedikçe su pis olmaz. Çok su Hanefilere göre yeri köşeli ise yüzeyi 10x10 arşın, yuvarlak ise 36 arşın, derinliği ise bir karışa yakın yerdeki sudur. Arşın yaklaşık iki karıştır. Şafiîlere göre iki kulledir ( büyücek küp. İki kule su yaklaşık 200 kg. sudur ), İmam Malik’e göre ise az su, içine düşen pisliğin rengi, tadı veya kokusu belli olan sudur, belli olmayan su ise çok sudur. Buradaki ölçülere gö re, çok sayılan suya mesela sidik veya şarap karışsa o su pis olmaz, onunla abdest alınır ve o su –sağlığa zararı yoksa- içilebilir”.[6]

    (İki“ ‘Çoğu sarhoş eden içeceğin azı da haramdır’ kuralına göre de baktığımızda, piyasadaki gazoz ve kolaların içilebilecek çok mikdârı sarhoş etmediğine göre bu bakımdan da bir sakıncası yoktur”.[7]

    (Üç “….Şarap sirke olunca…. temizlenmiş olur”.[8]

    (Dört “Bütün fıkıhçılara göre az olan haram belli miktarda çok olan helale katıldığında karışım haram olmaz. Peki buradaki çok ne kadardır?...”[9]

         Diyoruz ki,

       “Gazoz nevinden içeceklerin, içlerine alkol bile atılsa haram olmayacakları”nı müctehidimiz yukarıdaki ifâdelerinden de anlaşıla cağı üzere, birkaç matvî (mukaddime leri/öncülleri ve netîcesi dürülen ve kısaltılan)  kıyasla isbât (!) ediyor.

          Daha açığı, meseleyi,

        “Necaset düşen suların, ‘büyük su’ olmaları halinde, pis hale gelmeyeceği”, “Çoğu sarhoş edenin azının da haram olacağı”, dolayısıyla “çoğu sarhoş etmeyenin azı ve ço ğunun haram olmayacağı” , “Şarabın içine tuz atılmak gibi kimyevi istihalelerle sirke leşeceği”ne  ve  “Az olan haram, belli miktarda çok olan helâle katıldığında, karışımın haram olmayacağı” hükümlerine kıyas ederek ictihâd ediyorlar…

    Bu “kıyas”larının ve “ictihad”larının tamâmı, bir çok cihetten bâtıldır ve cehâlet mahsûlüdür. Her birini ayrı ayrı ele alalım:

    Birincisi Kıyâs:

    Gazoz ve alkol karıştırılan diğer meşrubatların, içine pis bir madde düşen “büyük su ”ya kıyas edilmesi doğru değildir. Zira,

    “Suların pis olmak husûsu”ndaki hükmü “kolaylık” esası üzerine kurulmuştur. Çünki kıyas, su “küçük” de olsa “büyük” de olsa içine necaset düşmekle pis olacağını îcâb ettirir . Şu kadar var ki, ‘necaset hükmü’ bir takım sulardan düşürülmüştür”.[10]

     Hasılı, suların temizlikte kullanılması “zarûret” veya onun yerine geçecek “hacet” sebebiyle, “genişlik esasına dayalı olarak hüküm alır”.[11]

      Tâtârhâniyye Müellifi(Ö:786) şöyle diyor:

     “Bunda (büyük suların necâsetle pıs hâle gelmeyeceğinde) belvânın (belâ ve zahmetin-Ahterî) herkesi içine aldığından dolayı genişlik getirdiler.” [12]

     Bu “suların temizliği hususunun kıyasa ters olarak vâkı’ olduğu”nu daha önce, Ebû Alî eş-Şâşî (Ö:344), “Usûlü’ş-Şâşî” ismiyle anılan kitabında [13] açıkça ifade etmiş ve şöyle demiştir:

  ‘Kulleteyn hadisi’ sabit ise, başka bir şey ona kıyas edilmez. Zira o, kıyasa tersdir.”

      İlim erbâbı da bilir ki,

    “Kıyasa ters olarak vaki olan şeye başka bir şey kıyas edilmez”[14]  

     İbn-i Abidin’de bir çok yerde bu ruhsatların “zarûret” esasına da yandığı zikredilmiştir. 

[15]

      İbn-i Âbidîn, şöyle diyor:

    “Dürer’de şöyle denmektedir:

    O (domuz kılı), İmâm Muhammede göre ayakkabıcılar için kullanılma zarûreti bulunduğundan temizdir.     

    Allâme Makdîsî şöyle demiştir;

     Zamanımızda (insanlar veya meslek erbâbı)) ona ihtiyaç duyma maktadırlar. Yani, artık, kullanılması câiz değildir. Çünki, temiz olması hükmüne sebep olan zarûret kalmamıştır. Nûh efendi.”[16]

     Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki sularda olan temizlikteki esas “zarûret”tir. Bu geniş lik olmasaydı abdest, ğusül, elbiselerin yıkanma sı ve yerlerin temizlenmesi, bilhassa suyun zor bulunduğu sıcak memleketlerde neredeyse imkânsız hale gelecek, hayat yaşanamaz olacak tı. Halbuki bu, sözü edilen meşrubatlarda yoktur. Sözün kısası, alkollü meşrubatların büyük su lara kıyas edilmesi, yani,

    “İçine pis bir şey düşen her büyük su tadı rengi kokusu değişmedikçe temizdir”

      “Meşrubatlardaki alkoller de büyük suya atılmış necasetlerdir”

       “Öyleyse içine alkol atılan büyük tankerlerde yapılan meşrûbatlar da temizdir”

şeklinde bir kıyas yapılması batıldır. Çünki, büyük suların hükmü “ala hilafi’l kıyâs” ( kıyasa ters olarak ) vâkı’ olan bir hükümdür. “Gazoz içmenin meşru olup olmadığı” gibi bir başka şey ona kıyas edilmez.

       Nitekim Müctehidimiz(!) de bir başka husûs  münasebetiyle parantez arasında şöyle de mektedir:

     “Burada dikkat edilmesi gereken husus dini temizliğin kimyevi (fiziki demek istiyor) temizlik olmadığı ve dinin, kolaylığı tercih ettiğidir”.

       Bu ifâdesinden anlaşılıyor ki, şu suların temizliği ve bir takım dînî temizlikler, “fiziki olmayan”, yani başka bir tabirle, “kıyasa ters olan” dînî temizliklerdir.

      Gazoz içmekte, ne “zarûret”, ne de  onun yerine geçebilecek “hâcet” yoktur. Hatta, “sıhhate zarar vermesi” bakımından  “yasaklık” bile vardır.

      Meselenin, Hanefî Mezhebi zaviyesinden kısa tahlili böyledir.

      Şafiîler de şöyle demektedirler:

      Bulkînî şöyle dedi:

    “Şerîatte ‘kulleteyn’in göz önünde bulundurulması, ancak, taharet/ temizlik mevzûunda, bir de zayıf bir yol üzere ‘emme’de, süt suya karıştığındadır. Eğer süt, iki kulle suya karışırsa emme haramlığı olmaz. Aksi takdirde ( iki kulle’den az suya karışırsa) emme haramlığı sabit olur ”.[17] Hâsılı,

      Su “iki büyücek küp”ten yarım litre veya bir litre  noksan olsa, içine, (Şafiilere göre belli bir mikdârda ) süt karıştırılırsa, suyun, ne rengi, ne tadı, ne de kokusu değişmez, ama,

gene de haram sabit olur. Kaldı ki, onlar katında sahih olan görüşe göre, “iki kulle ve daha çok da olsa haramlık sabit olur”. Yani “suların temiz oluşu ve onlarla temizlik yapılmasının caiz oluşu” ayrı, “bu sulara haram nesne karıştırıldığında onların içilmesinin artık helal olması” ayrı, beş büyük küpe yarım bardak şarab veya rakı, yahut votka karıştırılırsa, ne rengi ne tadı ne de kokusu değişmez. Öyleyse, artık onu o suyla içmek helal mı olur? Sübhânellah!.. Ne endâzesiz sözler!...

İkincisi Kıyâs:

“Çoğu sarhoş edenin azı da haramdır ” yani “Çoğu sarhoş etmeyenin azı ve çoğu haram değildir ”

“Gazozların çoğu sarhoş etmez ”

“Öyleyse gazozların azı da çoğu da haram değil ”

 

Bu kıyas da batıldır. Çünki bu kıyasın birinci mukaddimesi olan kaide ve hüküm “mus takil olduğu” haldedir. Öyle olmasaydı,

“Çoğu sarhoş etmeyenin azı da çoğu da haram değildir”

“İçine bir bardak veya bir şişe şarap yahud rakı katılan bir küp suyu içen sarhoş olmaz” .

“Öyleyse bu küpten içmek de helal olur” dememiz lâzım gelecekti.

 

Keza,

 

“İçine beş şişe veya on şişe rakı katılan bir ‘büyük havuz’dan “biraz küçük” bir suyun tamamını veya içinden bir tas suyu içmek kişiyi sarhoş etmez.”

“Öyleyse o suyun içinde o rakıyı içmek helal olur” mu diyeceksiniz? Bu nasıl bir muhakeme?

 

Yani ne denilmek isteniyor? Rakının ve şarabın susuz olanı ha ram ama sulu olanı helal, öyle mi? Böyle bir sululuk ta doğrusu çok fazla…

Üçüncüsü Kıyâs:

“Bir şarabın içine tuz gibi maddeler atılır ve sirke haline gelirse haramken helal olur”

“Gazoz gibi içeceklerde  dahi alkol değişir, sirke olur”

“Öyleyse gazozlar içine atılan alkol haramlıktan çıkar, helal olur”.

 

Bu kıyas da batıldır.

Hanefîlere göre, şarabın, belli usullerle  sirke olması mümkin ise de, diğer alkollerde bu geçerli değildir. Zira sirke,  üzüm ve benzeri meyve sularından olur.

Kaldı ki, alkolün alkollükten çıkarılması bu işin erbabının işine yaramaz. Onlara alkol lâzım.

Dördüncüsü Kıyâs:

“Bütün fıkıhçılara göre az olan haram belli miktarda çok olan helale katıldığında karışım haram olmaz”

“Gazozlara katılan haram alkol, katıldığı sudan daha azdır”

“Öyleyse su ile alkol karışımı haram değildir”

 

Bu kıyas da batıldır ve birinci mukaddimesi icmâî/ âlimlerin söz birliği ettiği bir hüküm  değildir. Çünki,

Bir: Bu hüküm, haram maddenin diğer helâl maddelere şâyi/ yaygın olmaması kaydına bağlıdır. Yani, eğer “haram madde diğer helal unsura sirâyet etmiyorsa, her tarafına yayılmıyorsa” takdîrindedir. Bir adamın helal kazancı çok haram kazancı az olsa, helal kısmı helal, haram kısmı da haram kalır. Siz, helal kısmını niyet ederek onun malından yiyebilirsiniz. Öyle olmasaydı, bir küp şarabı beş küple, hatta bir buçuk küp temiz suyla karıştırırsanız helal olması icab edecekti. Bir bardak rakıyı bir küp helal suya atarsanız  o küp helal olacaktı. Böyle saçmalık olmaz..

“Büyük suyun” necis/pis maddeyle “necis” olmaması “bir ucundan diğer ucuna ulaş maması” takdirine bağlı idi. Ulaştığı farzedilirse, “küçük su” oluyordu ve pisleniyordu.

Nite kim,

İbn- Hümâm’ın talebesi Kâsim b. Kutlubuğâ şöyle dedi:

 Suyun “çok” oluşu necâsetin diğer tarafa ulaşmaması esasına da yanmaktadır.[18]

 Şu ifadeden anlaşılmaktadır ki, sular  karıştırılınca, onların tahareti meselesi bile şu hükmün tamamen dışındadır.

 İki: Malın haram olan faizi bazı, fıkıhçılara  göre helal kazınılan kısmını da haram yapar.[19]

 

Bu içeceklerin satın alınması ve kullanılması, iç ve dış “İslâm düşmanları”nın veya yerli “işbirlikçileri”nin ve “ortakları”nın yâhud onların “müctehid danışmanları”nın kasaları ve keselerinin doldurulması, işin başka bir tarafı ve ayrı bir cinâyet…

 

Hem, şu bâtıl kıyaslara mesned ettirilen meseleler, “muteber bir eser” olan İbn-i Âbi din’de ve “sâir mu’teberât”ın hiç birisinde  bulunmasaydı, hatta, şunların hepsinde “câiz ol madığı” açık bir şekilde yer alsaydı, “alkollü de olsa gazozlar câizdir” şeklinde fetvâ veril meyecekmiydi? Elbette verilecekti. “Zarûret maymuncuğu” ne güne duruyor? “Kadın larla tokalaşmak”, “resim”, “heykel” ve benzeri onlarca mesele için bütün “mu’teber ve gayri mu’teber”  fıkıh kitablarında söz birliği ile “haramdır” denilirken, bunların “mubahlığı”na  fetvâ verebilirlerken şu “muteber” eserlere dayandığını söylemelerinde ne  kadar sa mîmîdirler? Bunu, ehl-i insâf olan ilim ve idrâk sâhiblerinin takdîrlerine bırakıyorum.

 

Allah rızası için, sığ ve ihatasız ilmimiz, kör eden hevâmız ve yeterli olmayan idrakimiz ile dînî meselelerde “ictihâda” kalkıp din ile oynamayalım. İnsaflı olalım ve haddimizi bile lim  İllâ bir şeylerle oynayacaksak, başka bir şeyle oynayalım. Bu, dinimiz olmasın. İyi bile lim ki bu din sadece bizim değildir. Bütün müminlerindir. Kendinize âid ve has olan eşya ile ve nesnelerle istediğiniz kadar oynayabilirsiniz. Ama benim dinimle  oynamayın!...

 

         Ve sallahu aleyhi ve selleme teslîmen ve’l-hamdü lillâhi Rabbi’l-Âlemîn..

                                                                                                                  

                                                                                                  30-10-2006

                                                                                                 Hüseyin Avni 

                                                                                                       İzmir 

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »